|
Rusya
askerlerinin Çeçenistan'daki toplu mezalim ve keyfi hareketlerini
protesto eden silahlı bir grup 22 Nisan 2001'de İstanbul'un lüks
tesislerinden olan Swissotel'i işgal ederek müşterileri ve personeli 12 saati
aşkın süreyle rehin tutumuştu. Medya
mensupları da dahil olmak üzere genelde Batılı yabancıların kaldığı beşyıldızlı
oteldeki bu eylem yıldırım hızıyla geniş yankı uyandırdı. Söz konusu
olayın ayrıntıları daha unutulmadı ama şunu hatırlatalım ki o zaman
eylemciler, düreniş göstermeksizin teslim olmuşlardı. Onlar, ''otelde kalan
ve Çeçenistan'daki savaşın vahşetini ve insanlık faciasını bir kez daha
dünya kamuoyuna duyuran Batılı gazeteciler ve muhabirler sayesinde amaçlarına
ulaştıklarını'' söylemişlerdi.
Olay
sırasında zarar gören olmamıştı ve bazı gazetelerin yazdıkları gibi ''her
şey önceden hazırlanmış gösteriyi akla getiriyordu, kimse düşüp bayılmadı,
''İmdat'' diye yardım isteyen yoktu, fidye talebi de gelmedi''. Ama ''sezon başlarken
Türk turizmini baltlayacak'' olan bu eylemi gerçekleştiren Çeçen kardeşlerini
şiddetle kınayan örkeli yorumcular da vardı.
Olay
sonucu gözaltına alınan 17 kişi, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ndeki
sorgulanmanın ardından savcıların kararıyla, ''Cürüm işlemek amacıyla
çete oluşturmak'' ve ''Hürriyeti tehdit'' suçlarından bunlardan 13 kişi
tutuklanma istemiyle Nöbetçi DGM Yedek Hakimliği'ne sevkedildi.
Swissotel
işgaliyle ilgili olarak 29 Mayıs
günü İstanbul DGM'de dava açıldı. Eylemi düzenleyen ve liderliğini yapan
Muhammet Tokcan ve Emin Taştan'ı 14 ile 26 yıl arasında ağır hapis cezası
bekliyor. Diğer sanıkları daha hafif ceza bekliyor ve 9 ile 19 yıl arsında
değişen süreyle hapis yatacaklardırlar. İddianamede, sanıkların suç işlemek
maksadıyla çete oluşturdukları, birden çok kişinin özgürlüğünü kısıtladıkları
ve meskun mahalde paniğe yol açan eylem yaptıkları belirtiliyor. Kanun
kanundur ve burada söylenecek bir şey yok. Fakat genel olarak meselenin bu şekilde
ele alınması, liberal ve sol kanattaki medya kuruluşlarının işine gelmiyor.
Onlara göre, ülkenin etkin çevreleri ''Çeçen teröristlere'' yüz vermekte
ve göz yummaktadırlar ve aslında sanıkların teröristler olarak yargılanmaları
gerekir, zira bizzat terröristtirler.
Şu da var
ki burada söz konusu olan, ataları 19. Yüzyılın ikinci yarısında Türkiye'ye
göç etmiş Türk vatandaşlarıdır. Kuzey Kafkasya'nın yerli halklarının
toplu olarak feci şekilde yurtlarından kopması, sıradan bir göç değildi
ve Kuzey Kafkasya nüfusuna karşı soykırım uygulayan Çar Rusya'sının acımasız
istilacı savaşlarının sonucuydu. Rusya o zaman Kafaksya'nın bazı halklarını
topyekun Osmanlı topraklarına göç etmeye zorlamıştı. O sürülen zoraki göçmenlerin
sonraki kuşakları çoktan Türkiye'nin bir parçası olmuşlardır ama halkın
çektikleri çileleri hiç unutmamış, ana yurdun dağlarını beleklerinde yaşatmış
ve yıllarca Kafkasya özlemiyle beklemişlerdir.
SSCB'in dağılması,
yeni umutlar getirdi, ayrılık sona erdi. Ancak tarih tekerrür etti ve
Kafkasyalıların kaderinde acılar,
kan, savaş, didişme, kıyım, zorbalık ve çekilmez dertler üstüste.
Tabii
ki bu durumda Kafkasya kökenli vatandaşların bütün bu olup bitenlere
seyirci ve kayıtsız kalmaları beklenemez ve bazı kişiler, haliyle
taşkınlık ve çılgınlık yapıyorlardır. Bu nedenle onları kınarken
medyanın manevi borcunu da unutmaması gerekir. Çünki bu insanlar Türk
vatandaşlarıdırlar ve sanıkların hepsi Çeçen değillerdir. Üstelik Çeçnistan'daki
vahşeti görmezlikten gelen TV kanalları ve gazeteler, aslında kendileri
vurdumduymazlık sergiliyorlar. Sanıklar cezaevini boylayacaklardır ve bunun
tartışılacak yanı yok. Ama madalyanın başka yüzü de var; şöyle ki Çeçenistan
baştan başa hapisaneye, askeri poligona, toplama kampına dönüştürülmüştür.
Halbuki bunun suçlularına kimse teröris demiyor ve içeri atmıyor.
|